Çatlaklığın Merkezİnde Bela

Chicago, 21 Eylül 2014, Sabah 2:27. Minicik bilim insanları beynimin derinliklerini keşfediyorlar. Seferin gidişatı şimdilik gayet iyi. Seyir defteri, delginin dişlilerinin sadece iki kere bakım gerektirdiğini, Sondaj Mühendisi bu tamirler için gemiden dışarı çıktığında da bir problem yaşanmadığını söylüyor. Sabah 2:45’de, hipokampüs yakınlarında yüksek basınçla sıkışmış bir hasret kütlesine çarpıyorlar. Delginin ucu koyu renkli sert yüzeye dokunduğu anda flaş gibi bir anlık ama çok kuvvetli bir ışık sessizce parlıyor. Bütün mürettebat nefesini tutuyor. Beyin gemisinin daracık kokpitinde dehşet içinde birbirlerine bakıyorlar. Hiçbir şey olmuyor. Sessizliği Nöral Seyir Subayı bozuyor: “Of, çok şükür ucuz atlattık. Kıl payı kurtulduk.” Ansızın korkunç bir patlamayla her yere İstanbul saçılıyor. Kafatasımdan geriye hiçbir şey kalmıyor. Yatağımın dayandığı duvar baştan başa beyin parçaları ve yolcu vapurlarıyla kaplı. Küçük bir Taksim Parkı masamın üzerinde beş dakika döne döne yavaşlayıp yayılmaya başlıyor. Tavandaki fandan ağır ağır Haydarpaşa Garı damlıyor.

Ertesi gün bu darmadağınık olay yerine gelen dedektif ağzının içinden usturuplu bir küfür sallıyor. Odam Eminönü’nde satılan balık ekmekler kokuyor. Polis memurları fotoğraflar çekip sağa sola saçılmış martı parçalarını delil olarak topluyorlar. Dedektif içini çekiyor. Liverpool’u özlüyor. “Temizleyin” diyor polislere. “Çözülecek bir dava filan yok burada.”

Her yeri iyice temizliyorlar, ama gardırobun diplerinde bir noktayı atlıyorlar. Benden sonraki kiracı geceleri avaz avaz bağıran pazarcı esnafını duyduğuna yemin ediyor. Fakat ev sahibi bırak geceyi, binanın çevresinde kilometrelerce tek bir gündüz pazarı bile olmadığını söylüyor.