Günışığı

Göbek deliğimde ufacık bir çatlak var. Güneş ışığı gün boyunca kıyafetlerimin virajlı kıvrımları arasından yolunu bulup bu çatlaktan içeri sızar. Sınıfta sıram pencere kenarında, dolayısıyla ışığın göbek deliğimi bulması çok zor değil. Yedinci kattan bütün boğazı görebiliyorum. Denizden simli yaldızlı yansıyarak parlayan ışık huzmeleri, yolcu vapurları, minik balıkçı teknelerinin üzerinde dolaşan martılar… Neredeyse deniz tuzunun kokusunu alıyorum desem yeridir. “Irmak!” Matematik öğretmenim Herr Mescher dikkatimin dağıldığını görünce bağırır bazen böyle. “Özür dilerim hocam.” Merak etmeyin, çok önemli bir şey değil. Beni sevdiğini biliyorum. Akıllı olduğumu düşünür.

Bedenim bütün gün ışık topladıktan sonra akşamları hafifçe parlar. Babam yatağında romanlar okurken başucunda beklerim. Uykuya dalarken alnından öperim. Babam çiğ gece lambasını sevmez, benim ışığım daha yumuşak.

Pazar sabahları erken kalkıp birlikte çok özel bir kahvaltı hazırlarız. Babam meşhur bir şef rolü oynar, ben de onun usta yardımcı şefi olurum. Tost ekmeği üzerine sucuk ve kaşar koyup fırına veririz, ama önce ekmeğin üstüne bir sos süreriz. İşte işin bütün sırrı bu nefis sosta. Her seferinde değişik yaparız. İçinde ketçap, mayonez, hardal, kekik, kırmızı biber, kimyon ve daha nice baharat olur, ama hep farklı oranlarda. Uzmanlığımız sos üzerine. Kusura bakmayın ama hiçbirinin tarifini veremem. Bunlar meslek sırrımız. Mutfakta çok güleriz. Gurme kahvaltımız hazır olduğunda yanına bir şişe Pepsi açar ve yerken dandik bilim kurgu filmleri seyrederiz. Pazar sabahlarına bayılırım.

Bazen kız arkadaşım bize gelir, odamda muhabbet edip sevişiriz. Babam mahremiyetimize tecavüz etmemek için odasından çıkmaz. İlk kez seviştiğimizde güneş gibi parladım. Kız arkadaşım gözlerini açamamıştı, yoksa kör olacaktı. Parlamam biraz dinip de nihayet açabildiğinde, saatlerce birbirimizin gözlerinin içine baktık. Bana ışıldadığımda çok güzel olduğumu söyler hep. Bir gün doğal olarak ayrılacağımızı ve başka kızları seveceğimi tabii ki biliyorum, ama bunu düşünmekten pek hazzetmiyorum. Ondan gerçekten çok hoşlanıyorum.

Hafta içi akşamları babamla kebap, döner, veya pizza söyleriz. Ben televizyon seyrederken o da gazetelerini okur ve bulmaca çözer. Sürekli ekrandan yansıyan yumuşak ışıltım yüzünden televizyon seyretmek hep biraz sinir bozar ama alıştım artık. Galatasaray’ın maçı olduğunda birlikte seyreder ve rezalet takımımıza bir ağızdan küfür kıyamet söveriz. Hatta bazen birlikte bira içtiğimiz bile olur. Keşke haftanın her günü bir maç olsa.

Sonra babam yatağına gider. Ben başucunda dururken ışığım altında romanlar okur. Eğer kitabın sonu hüzünlüyse bazen usul usul ağlar. Uykuya dalarken alnından öperim. Annem kanserden öldüğünde öylesine ağladım ki göbek deliğimin ortası minnacık yırtıldı.